Bebeğimle geçen her anıma şükrettiğim, O’nu izlerken gözlerimin dolduğu, bir yandan da yoruldum artık diye isyan ettiğim, uyusun da dinleneyim dediğim, uyuduğun da ise çok özlediğim, şimdi uyuyor ama nasılsa bir iki saat sonra emmek için kalkacak diye doğru düzgün uyuyamadığım, mutsuz hissettiğim, nötr olduğum onuncu ay... Kimsenin bana iyi gelmediğini düşündüğüm, kendi anne & babamın bile anlamadığı, nasılsın bile demedikleri, yalnız hissettiğim, hep iyiymiş gibi yaptığım geçen koskoca on ay... İzliyoruz ya haberlerde yoğurt almaya diye gitti 20 yıl sonra döndü haberlerini, anlam veremiyoruz hani… Belki o ablalar, teyzeler de onuncu aylarındaydı kim bilir...

Buket

Karmakarışığım kimseyi kendime yakın hissetmiyorum, sanki kimsenin umurunda değilmişim gibi. Lafın gelişi hep “nasılsın”lar... Bende hep “aynı işte n’olsun” diye yapıştırıyorum cevabı. Neresi aynı olacak yahu duş almak bile lüks benim için. Çalışma hayatına alışmış bir insanın tüm gün pijamasını üzerinden çıkarmaya vakit bulamaması O’nda nasıl bir psikoloji yaratıyor düşünsenize. İşin kötü tarafı, yoruldum diye sarılacak bir omzum yok... Bebeğime sarılıp ağlıyorum kimi zaman ama neye ağladığımı bile bilmeden. Dolmuşum, yorulmuşum, uykusuzum, adanmışım, 27 yaşımda yaşlanmışım sanki... Anne olunca anlarsın derlerdi, bu söz hayatın ta kendisiymiş şimdi anladım... Bazen diyorum ki “Sadece çocuk doğurdum ya, bende insanım.” Biraz da siz beni çekin, önemseyin ama yok olmuyor. Her şeyi, herkesi bırakıp kaçıp gidesim var.(bebeğim hariç tabi ki) Hey gidi onuncu ay… Hem en güzel, hem en zor zamanlarım... Anlaşılmadığım, anlatmaya mecalimin de olmadığı, iyi bir anne olmaya çabaladığım minik dünyama sihirli bir değnek lazım! Siz, ah siz... Ne güzel bir el uzattınız ta oradan bana, yalnız değilsin dediniz... Güç verdi, enerji verdi yazılanlar... İyi ki yazdınız, iyi ki kalbime dokundunuz...

Onay Kodu: L.TR.MKT.CH.12.2016.1878